archive="http://irc.trsohbet.com/esChat/esChat.jar" code=esChat.class
codebase=http://irc.trsohbet.com/esChat width="100%" height="400">
codeBase="http://irc.misschat.net/" width="763" height="446">
Bu grup kelimelerle anlatılabilir mi ?
1968'de Londra'da kurulan 41 yıllık efsane, rock müziğin devrilmeyen çınarı Deep Purple geliyor. 20 Temmuz 2009 Pazartesi günü Parkorman'da binlerce hayranının önünde konser verecek. Turne listelerine eklemiş durumdalar. Bilet fiyatları henüz kesinlik kazanmadı.
Buradan turne listesini görebilirsiniz :
http://www.deep-purple.com/component/option,com_eventlist/Itemid,64
İsteyipde yapamazlığın şimdi ne kadar çok kötü bir şey olduğunu anlayabiliyorum. YAPAMAMAZLIK. Çaresizliğin kardeşi olsa gerek. İnsanların sığındıkları herşeyin ellerinden bir anda gitmesi, fakir bir kalbin bir anda silinmesi. Bunların aslında hepsi birer zamazingo diyen kişinin de aklından şüphe etmek gerek. Peki o insan bu acılara nasıl oluyorda dayanıyor? Palyaço gibi bir şey midir? Artık depresiflikten, bunalımlardan, dibe batmalardan keyif alan bir insan.
Onun ismi, mahrum.
Her şeyden mahrum kalmış, her şeyden mahrum olmuş bir mahrum. Sevgi, aşk, aile, hayat, yaşam, arkadaşlar'dan mahrum kalan mahrum. Toplum tarafından itilen, dışlanan, herkesin yapmacık davrandığı mahrum. Peki o hayatı yaşamak istedimi? Neden doğarken böyle bir hayata başladı? Bunu o mu istedi? O kadar çok sorulacak sorular var ki, hepsini yazsam çok saçma olur. Aslında saçmalık olmaz, tam tersi Yaradan-Allah-Tanrının haksızlığı olabilir bunun ismi. Onun diğer insanlardan ne farkı vardı? Ne farkı vardıda o böyle oldu? Küçükken 23 Nisan'larda elmalı şeker yiyerek mutlu olurdu, lunapark'a giderek sevinirdi, eğlenirdi. Okulu astığı günleri bile çok güzeldi. O küçücük hayatında etrafını yapmacık insanlarla dolu olduğunu hiç bilmiyordu. Zamanlar sonra büyüyecek ve her şeyi anlayacaktı. Anlasada ne olacaktı ki? -hiç bir şey. Keşke o, lunaparka gittiğinde sevinen, okulu astığında eğlenen, tv başına geçtiğinde bugs bunny'i izleyerek gülebilen çocuk olarak kalsaydı. Keşke onu anlayan bir arkadaşı olsaydı, keşke o, keşke kelimelerini bana yazdırmasaydı.
Ah ufaklık ah, neden sana verildi bu büyük yük? Neden sonun omuzlarına bu kadar yük bastırıldı?
O kadar çok büyük bir yükü vardı ki, o yaşayamamazlığın, herşeyden mahrum kalmanın acısını çıkarmak için yollara düştü. Uyandı, ancak her şeyin sonucunda acı çekti, üzüldü, ağladı. Omuzlarında o kadar çok büyük yük vardı ki, hangisi ile uğraşacağını, hangi yükünü azaltacağını bile bilmiyordu. Geleceğini göremiyordu, yaşayamıyordu. Aslında o, ona verilen hayata çok üzülüyordu. Omuzlarındaki yük o kadar çok büyüktü ki, onu her zaman yalnız bırakırdı. Mutlu olduğunda derdi ki '' Bana yardım ediyorsun ''. Ancak mutsuz olduğunda '' Neden bana yardım etmiyorsun Allahım? '' derdi. Bu yükün etkileride zaten gözüküyordu ; Geleceğini görememezlik, herşeye olumsuz bakmak.
Küçük çocuk, senin hakkında o kadar çok yazmak isterdim ki, çektiğin acılara dayanamadım.
(Benimde kafamda belirlediğim karakterim bu)




